2011 yılında Katar Emiri tarafından yaklaşık 250 milyon USD'ye alınan Paul Cezanne'ın "The Card Players" tablosu aslında 5 eserden oluşan bir serinin tablolarından bir tanesi. 5 tablo şu anda dünyanın dört bir tarafına yayılmış durumda.
Yukarıdaki tablo, Katar Emiri tarafından satın alınan eser.
Diğer bir eser şu anda Londra'da The Courtauld Institute of Art'ta sergileniyor.
Yukarıdaki tablo, Merion - Pennsylvania'da Barnes Foundation Museum'da sergileniyor.
Dördüncü tablo ise New York'ta Metropolitan Museum of Art'ta bulunuyor.
Beş tablo içinde belki de en son bilineni Paris'te Musee d'Orsay'da sergileniyor.
5 Mayıs 2012 Cumartesi
The Scream
2 Mayıs’ta Edvard Munch’un “The Scream” adlı tablosu Sotheby’s tarafından düzenlenen müzayedede 120 milyon USD’ye satılarak müzayedelerde satılan sanat eserleri arasında en pahalı eser unvanını aldı.
Sizlerle aşağıda müzayedelerde satılan en pahalı sanat eserleri listesini paylaşıyorum.
“The Scream” müzayedede satılan en yüksek fiyatlı eser unvanını almasına rağmen özel satışla Paul Cézanne’ın “The Card Players” tablosu 2011 yılında 250 milyon USD’ye satılarak en pahalı sanat eseri unvanını elinde tutuyor.
Sizlerle aşağıda müzayedelerde satılan en pahalı sanat eserleri listesini paylaşıyorum.
“The Scream” müzayedede satılan en yüksek fiyatlı eser unvanını almasına rağmen özel satışla Paul Cézanne’ın “The Card Players” tablosu 2011 yılında 250 milyon USD’ye satılarak en pahalı sanat eseri unvanını elinde tutuyor.
25 Mart 2012 Pazar
Afrika Atasözü
Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır,
Bilir ki en hızlı koşan aslandan hızlı koşamazsa ölecek
Her sabah bir aslan uyanır Afrika’da,
Bilir ki en yavaş koşan ceylanı yakalayamazsa açlıktan ölecek
İster aslan olur ister ceylan
En iyisi siz güneş doğar doğmaz koşmaya başlayın
Thomas L. Friedman'ın "Dünya Düzdür" adlı kitabından alıntı.
Bilir ki en hızlı koşan aslandan hızlı koşamazsa ölecek
Her sabah bir aslan uyanır Afrika’da,
Bilir ki en yavaş koşan ceylanı yakalayamazsa açlıktan ölecek
İster aslan olur ister ceylan
En iyisi siz güneş doğar doğmaz koşmaya başlayın
Thomas L. Friedman'ın "Dünya Düzdür" adlı kitabından alıntı.
20 Şubat 2012 Pazartesi
Generations
- Büyük Değişim Kuşağı (The Lost generation): 1900-1914 arasında doğanlar
- Umut Kuşağı (The Greatest generation): 1914-1924 arasında doğanlar
- Buhran Kuşağı (The Slient Generation): 1925-1945 arasında doğanlar
- Bebek Patlaması Kuşağı (Baby Boomers): 1945-1965 arasında doğanlar
- X Kuşağı (Generation X): 1965-1977 arasında doğanlar
- Y Kuşağı (Generation Y): 1977-1994 arasında doğanlar
- Milenyum Kuşağı (Millenials Generation): 1994-2003 arasında doğanlar
- Z Kuşağı (Generation Z): 2003 ve sonrası doğanlar
- Umut Kuşağı (The Greatest generation): 1914-1924 arasında doğanlar
- Buhran Kuşağı (The Slient Generation): 1925-1945 arasında doğanlar
- Bebek Patlaması Kuşağı (Baby Boomers): 1945-1965 arasında doğanlar
- X Kuşağı (Generation X): 1965-1977 arasında doğanlar
- Y Kuşağı (Generation Y): 1977-1994 arasında doğanlar
- Milenyum Kuşağı (Millenials Generation): 1994-2003 arasında doğanlar
- Z Kuşağı (Generation Z): 2003 ve sonrası doğanlar
9 Ocak 2012 Pazartesi
4 Ocak 2012 Çarşamba
Berlin
Berlin... Bügüne kadar gördüğüm en hüzünlü kent. 2. Dünya Savaşında yerle bir olduktan sonra ikiye ayrılan bir şehir, 1961’de duvarın örülmesiyle şehrin 2 tarafında kalıp parçalanan aileler, komunist rejim yüzünden Dünya’dan izole yaşamış yitik hayatlar, Karl Marx Allee’de, Das Leben Der Anderen filminin son sahnesinin çekildiği Karl Marx Bookstore’u görünce irkilmem ve daha niceleri...
Doğu Berlin’e göre daha hızlı toparlanıp, göreceli daha refah içinde yaşamış Batı Berlin’i görmemin üzerinden 1 gün geçtikten sonra birden karşıma Kreuzberg gerçeği çıktı. 1960’ların başında Almanya’ya işçi olarak giden Türkleri yerleştirdikleri şehrin en harap bölgesi olan Kreuzberg. Almanca dilini bilmeyen birinci nesil gurbetçilerin memleketlerinden uzakta çektiği zorluklar, yaşadığı trajediler... İkinci ve üçüncü jenerasyonların hırslanıp azimle işçi konumundan işveren konumuna geçmeleri... Gülsüm Abla’nın deyişiyle artık Almanları yanlarında çalıştırmaları... Kısaca, bizim gurbetçilerin yabancı topraklarda bir başarı hikayesi yazmaları.
Gülsüm Abla, “Artık Başardık, dördüncü jenerasyon’dan sonra bizi burada kimse tutamaz” dediğinde bir an kendi kendime düşündüm. Türkiye’de küçümsediğimiz, konuşmalarıyla giyinmeleriyle dalga geçtiğimiz insanlar, Almanya’da büyük acılar çekerek kendilerini topluma kabul ettirmişlerdi.
2 gündür kendi kendime sorduğum soruyu bir an için siz de kendinize sorun: Sizin böyle bir başarı hikayeniz var mı?
27 Aralık 2011 Salı
Sommelier
Somelye sözcüğü Latince “Sommarius”tan türemiş. “Yük” anlamını taşıyan bu sözcük, Kral V. Philippe döneminde, krala içki sunan kişilere verilen bir adlandırma olmuş. Sözcük gerçek anlamda Fransa’da, 18. yüzyıl sonu 19. yüzyıl başında “Belle Epoque” döneminde restoranlarda şarap servisi sanatkârı olarak yerleşmiş.
Somelye (fr. Sommelier) sözcüğü günümüzde ise bir mesleği tanımlayan uluslararası bir sözcük haline gelmiş durumda. Mesleğin tanımı: “Restoranlarda şarabı iyi tanıyan, şarap servis kurallarını bilen ve uygulayan, şarap-yemek uyumu hakkında tüketiciye bilgi veren servis elemanı.” Ayrıca, bu görevin yanında iyi bir Somelye'nin aynı zamanda, doğru şarabı restoranı için seçip, mahzende doğru koşullarda saklaması da gerekiyor.
19 Aralık 2011 Pazartesi
5 Aralık 2011 Pazartesi
Barış Pirhasan
Son bir aydır Atıf Yılmaz sinemasını izliyoruz evde. İlk olarak Aaahh Belinda'yı izledikten sonra Türk Sinemasında 1980'lerde böyle filmler mi çekilmiş diye şaşırmıştım açıkçası. Ardından Adı Vasfiye ve Kadının Adı Yok filmlerini de izleyince iyiden iyiye Türk Sinemasını çok underestimate ettiğimi düşünmeye başladım.
Bu üç Atıf Yılmaz filminin ortak yanı senaryolarının Barış Pirhasan tarafından yazılmış olması. Barış Pirhasan kariyerine yerli E.T. filmi diye bilinen Badi (1983) filmi ile başlasa da daha sonraları az önce bahsettiğim filmler ile kariyerinde zirveye ulaşmış birisi.
Barış Pirhasan "Fatmagül'in Suçu Ne" eserini yazan Vedat Türkali'nin oğlu. Vedat Türkali 1942 yılında Merih Pirhasan'la evlendikten sonra, 1944 yılında Deniz Türkali, 1951 yılında Barış Pirhasan doğmuş. Ayrıca, Barış Pirhasan'ın ablası Deniz Türkali, Atıf Yılmaz'ın 32 yıl birlikte yaşadığı eşi. Çift 1974 yılında flört etmeye başlamışlar. Atıf Yılmaz aslında Vedat Türkali'nin arkadaşı. Vedat Türkali'nin oğlu Barış, babasının arkadaşıyla film senaryosu yazıp yönetmiş, kızı da babasının arkadaşıyla flört etmiş.
Gelelim soyadı karmaşasına... Vedat Türkali'nin ilk soyadı Demirkan. Daha sonra, soyu Pirhasanoğullarına dayandığı için soyadını Pirhasan olarak değiştiriyor. Zaten eşi Merih hanımın ve oğlu Barış'ın soyadı Pirhasan. Bu soyadı değişikliği esnasında Deniz Türkali Ernesto Casalini ile evli olduğu için soyadını değiştiremiyor. Vedat Pirhasan sonraları, daha rahat yazmak için soyadını bir kez daha değiştirerek Türkali soyadını alıyor. Bu arada Deniz Türkali Ernesto Casalini'den boşanıyor ve Türkali soyadınını alıyor ancak hemen Atıf Yılmaz ile evleniyor. Atıf Yılmaz'ın da gerçek soyadı Batıbeki olduğu için Deniz Türkali, Deniz Batıbeki oluyor.
Son olarak, Deniz Türkali'nin ilk eşi Ernesto Casalini ile evliliğinden kızı şarkıcı Zeynep Casalini 1970 yılında doğuyor. Zeynep Casalini'nin kim olduğunu anlatmama gerek yok zaten:)
Post'u Barış Pirhasan'ın Cummings'in bir şiirinin çevirisi olan Yağmurun Elleri şiiri ile bitiriyorum.
küçücük bir bakışın
çözer beni kolayca
kenetlenmiş parmaklar gibi
sımsıkı kapanmış olsa
hiçkimsenin yağmurun bile
böyle küçük elleri yoktur
bütün güllerden derin
bir sesi var gözlerinin..
başedilmez o gergin kırılganlığınla senin
her solukta sonsuzluk ve ölüm...
28 Kasım 2011 Pazartesi
Geçmişten Tweetler #3
Cemal Aydın: Ersun Yanal, sabah gelirdi bilgisayarın başına, akşama kadar bilgisayar... Bu iş bilgisayarla hallolsaydı, Japonlar dünya şampiyonu olurdu kardeşim.
9 Kasım 2011 Çarşamba
A tribute to Selami Şahin
Geçen günlerde Selami Şahin'in bir röportajını okudum Hürriyet'in pazar ekinde. Selami Şahin, muhabire kariyerim boyunca 300 şarkı besteledim, bunların 150 tanesi hit oldu demiş.
Ben de, bugünün tatil olması vesilesiyle, Selami Şahin'in hangi şarkılarının hit olduğunu inceledim. İncelemem sonucunda Selami Şahin'in zevzekliğinden dolayı Müzik Dünyasında hak ettiği yeri alamadığına kanaat getirdim.
Selami Şahin'in benim de beğendiğim hit olmuş şarkıları:
- Ben Sevdalı Sen Belalı
- Gitme Sana Muhtacım
- Özledim
- Seni Sevmediğim Yalan
- Alışmak Sevmekten Zor Geliyor
- Tanrım
- Seninle Başım Dertte
- Gözler Kalbin Aynasıdır
- Sen Mevsimler Gibisin
26 Ekim 2011 Çarşamba
24 Ekim 2011 Pazartesi
İktisadi Akımlar
İktisadi Akımlar genel olarak 2'ye ayrılır:
1. Ortodoks İktisat: Genel olarak 2 ana kolu vardır.
1.1. Neo-Klasik Kanat (Muhafazakar): Kapitalizmi savunur, Piyasa ekonomisinin dengeyi kendiliğinden sağladığını söyler. Devletin ekonomiden uzak durması gerektiğini belirtir. Motto'ları "Laissez faire, laissez passer"dir.
1.2. Sosyal Kanat (Keynesçilik): Karma Ekonomik Model'den yanadır.
2. Marksist İktisat: Kapitalizm karşıtı bir tavır sergiler. Kapitalist ekonomilerde giderek ağırlaşan ve kapitalizmin sonunu getirecek içsel çelişkilerin olduğunu savunur. Ekonomilerin esas olarak kar oranlarının düşmesi eğilimi yasasıyla konjonktürel krizlere sürükleneceğini savunur. Bunlara göre rekabet, savaşı, kıtlığı ve krizleri de beraberinde getirecektir. Sömürü, yoksulluk kavramlarını irdeler ve eşitliği savunur.
1. Ortodoks İktisat: Genel olarak 2 ana kolu vardır.
1.1. Neo-Klasik Kanat (Muhafazakar): Kapitalizmi savunur, Piyasa ekonomisinin dengeyi kendiliğinden sağladığını söyler. Devletin ekonomiden uzak durması gerektiğini belirtir. Motto'ları "Laissez faire, laissez passer"dir.
1.2. Sosyal Kanat (Keynesçilik): Karma Ekonomik Model'den yanadır.
2. Marksist İktisat: Kapitalizm karşıtı bir tavır sergiler. Kapitalist ekonomilerde giderek ağırlaşan ve kapitalizmin sonunu getirecek içsel çelişkilerin olduğunu savunur. Ekonomilerin esas olarak kar oranlarının düşmesi eğilimi yasasıyla konjonktürel krizlere sürükleneceğini savunur. Bunlara göre rekabet, savaşı, kıtlığı ve krizleri de beraberinde getirecektir. Sömürü, yoksulluk kavramlarını irdeler ve eşitliği savunur.
Creative Destruction
"The fundamental impulse that sets and keeps the capitalist engine in motion comes from the new consumers’ goods, the new method of production, the new markets, the new forms of industrial organization that capitalist enterprise creates. .. (that) incessantly revolutionizes the economic structure from within, incessantly destroying the old one, incessantly creating a new one. this process of creative destruction is the essential fact about capitalism"
"Kapitalist motoru harekete geçiren ve bu hareketliliği koruyan temel itki kapitalist girişimin yarattığı yeni tüketici mallarından, yeni üretim yöntemlerinden, yeni piyasalardan, sınaî örgütlerin yeni biçimlerinden gelmektedir... (bu) iktisadî yapının içinde ardı arkası kesilmeyen devrimleri güden, sürekli olarak eskiyi yok eden, sürekli olarak yeniyi yaratandır. bu yaratıcı yıkım (creative destruction) süreci kapitalizm hakkındaki en esaslı gerçektir."*
* Schumpeter, j. a., (1974), “capitalism, socialism and democracy” s. 83
"Kapitalist motoru harekete geçiren ve bu hareketliliği koruyan temel itki kapitalist girişimin yarattığı yeni tüketici mallarından, yeni üretim yöntemlerinden, yeni piyasalardan, sınaî örgütlerin yeni biçimlerinden gelmektedir... (bu) iktisadî yapının içinde ardı arkası kesilmeyen devrimleri güden, sürekli olarak eskiyi yok eden, sürekli olarak yeniyi yaratandır. bu yaratıcı yıkım (creative destruction) süreci kapitalizm hakkındaki en esaslı gerçektir."*
* Schumpeter, j. a., (1974), “capitalism, socialism and democracy” s. 83
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















